49 yıl sonra Hakkâri’deyim. Bu güne kadar hiç yaşlanmadığımı zannediyordum. Dağa çıkanların önünde giderim. Denizde yüzerken de iyiler arasındayım. Dereye dalanlarla dalarım, torunlarım “Dedeee” derken bile yaşlandığımı fark etmezken, Hakkâri’de bayağı yaşlandığımın farkına vardım.
Çok değerli insanlarla karşılaştım.
Hakkâri’ye ilk gelişiniz mi? sorusuna, “Hayır 24.08.1969’da Hakkâri’de askerliğimi bitirip terhis aldım ve ben bu şehirde sekiz ay kaldım, tiyatro eseri yazdım ve askeriyede oynattım, subayların davet ettiği Hakkâri halkından insanlar da seyretmişti” dedim.
Dinleyenlerden biri, “Babamın Hakkâri’de doğduğu yıl sen burada askerlik yapmışsın” deyince anladım yaşlandığımı.
Hesap ettim 49 yıl önce ben burada askerlik yapmışım.
Yarım asır.
49 yaşında kendini yaşlı sanan insanların yaşı.
Kurtuluş Savaşı’nı anlatan ihtiyarlar gibi oldum.
Van’da 30 kadar arkadaşla askerlik yaparken, onlara İslami eğitim verdiğim anlaşılınca Hakkâri’ye sürgünüm çıktı.
Bütün memuriyetim boyunca, dokuz defa görev gereği bir yerden diğerine gönderilirken, “Hayır buradadır diyerek” gönüllü gittim, hiç şikâyet etmedim, haksızlık yapılıyor diyerek itiraz dilekçem de olmadı.
Hakkâri’ye vardık, Alay Komutanı Albay İbrahim Baskın, hepimizin Beytüşşebap’a gideceğine karar verdi.
O gece Hakkâri’de kalacağız sabahleyin Üsteğmen Mustafa Akman’la beraber yürüyerek Beytüşşebap’a gideceğiz.
Sabah uyanınca bir baktım koğuşlar kaybolmuş. Tepesine kadar kar dolmuş.
Sabahleyin yemekhaneye gidecek yol açıldı ve sanki tünel içindeymişiz gibi boyumuzdan yüksek karların içinden gittik ve büyük taslarda gelen çayları yemek kaşıklarıyla içtik.
Yollar kapalı olduğu için tam sekiz ay müsafir asker olarak kaldık. Eğitim yok, nöbet yok.
Kurmay Yarbay Mehmet Sancaktar, dosyamda İslami hizmetim nedeniyle sürüldüğümü görünce her gün nöbetçi subayına sözlü talimat veriyor ve ben her akşam dört bölükte sırayla yemekhanede sıcak sobanın kenarında dini sohbetlere devam ettim.
30 kişiyle sohbet yaparken Rabbim bin kişiye sohbet etmeme imkân veriyor.
İşte o güzel anılarla ayrıldığım Hakkâri’ye 49 yıl sonra yeniden bir sohbet için gittim.
Kayyum yönetiminde Hakkâri, Batılı şehirlerden farksız hale gelmiş.
Huzura kurşun sıkacak bir tek terörist kalmamış.
Gece on buçuktan sonra caddelerde dolaştık, lokantada yemek yedik ve otele döndük.
Anadan babadan Kürt olan, Hakkâri’de doğan birinin, “Şehirlere çukur kazarak Kürtlere hizmet ettiklerini zannedenler, şehrin bu ışıl ışıl mamur halini gördükten sonra, halkın yüzüne bakacak yüzleri olmadığından, bir daha dönmemek üzere mağaralarına gittiler” deyiverdi.






