Mahmut TOPTAŞ
Çocukluğumuzda ezberletmişlerdi:
-Müslüman mısın?
- Elhamdü lillah
- Ne zamandan beri?
- Kalü-bela’dan beri?
- Kalü-bela neye derler?
- Allahü azıymüşşan, bütün ruhları halk eyledi ve süal eyledi, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” dedi.
Bütün ruhlar da, “Bela/Evet sen bizim Rabbimizsin” dediler.
İnsanoğlunun katıldığı ilk seçimde, seçtiği Rabbidir.
Ve o seçimde, oyunu belli eden şey, “Bela” ke¬lime¬sidir.
Katılma oranı yüzde yüz olup, kabul: “Bela” da yüzde yüz olduğundan, kıyamete kadar Rab’lık id-dia¬sına kalkan fanilerin zorla yaptırdıkları se¬çimleri de ge¬çersizdir.
Ruhlar aleminde insanın ilk duyduğu isim, “Rab” ismi celalidir.
Rabbimiz bütün ruhlara:
وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَنِي آَدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنْفُسِهِمْ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا بَلَى شَهِدْنَا أَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
“Hani Rabbin, Adem oğlu¬nun sırtlarından zürriyetlerini al¬mış ve kendilerine şahit kılmıştı. "Ben, sizin Rabbiniz değil miyim" (demişti de) "Evet, (sen bizim Rabbimizsin) şahidiz" demişlerdi. Kıya¬met gününde "Biz bundan habersizdik" demeyesiniz diye. (Dünyaya ge¬len ve gelecek olan her insanda İslâm’ın mührü Rabbimiz tarafından vurulmuş¬tur.) (A’raf 7/172)
Onun içindir ki, bu bela dünyasında bütün insanlar Rabbini aramaktadırlar.
Birisi çıkar “Ağzımızı sulandıran limon, midemizi doyuran ekmekte görünmez bir güç var” der ve ekmekle emeği putlaştırır.
Birisi çıkar kadını ilahlaştırır. Bir diğeri musikiyi, bir diğeri tabiat olaylarını ilahlaştırır.
Zeus, Apollon, Afrodit, Hübel, Lat, Menat, Uzza, Yeuk, ve Nesr putları, insan oğlunun kendi gön¬lünde yitirdiği Rab inancını dışarıda ararken, şaşkın şaşkın dolaştığı yerlerin ve arayışların işa¬ret taşları¬dır.
Rabbimiz, Rahmetinden, bu dünya hayatında taşlar¬dan, ağaçlardan, yıldırımlardan, insanlardan... Kendimize Rab edinip, kendimizi onlara köle yap¬mamamız ve başka yerlere bağlanmamamız için, önce kendi Rablığını bize onaylatmış. Ru-humuzu da ken¬disine bağlayarak, başka bağlardan kurtarmış¬tır.
Bazı insanlar bu sözleşmeyi inkâr ederek: “Böyle bir şey olmamıştır. Olsa hatırlardım” diyebilirler.
Çocukluğumuzda bize verilen ve söylenenleri, on¬lara gülerek veya ağlayarak verdiğimiz cevap¬ları da hatırlamıyoruz. Altı aylık iken ana kucağından düş¬tüğü¬müzü, başımızın yarıldığını “Hatırlamıyo¬rum” diye inkâr eden insana, yara¬nın izi olayın doğrulu¬ğunu ispat eder.
Köleliğin veya özgürlüğün ne olduğunu bilme¬yen, yumurtadan yenice çıkmış bir civcivin, ele avuca gelmemek için insandan kaçması, insan fıt¬ratının başlangıçta kölelikten nefret etmesi, daha önce bir Rabbe bağ¬lanarak hürriyetin tadını alma¬sından¬dır.
Yoksa ağzına hiç tatlı koymayan birisi¬nin acıyı anlaması mümkün değildir.
Bülbülün altın kafeste çırpınması, özgür güller diya¬rının hasretindendir.
Kur’an’da:
وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلَّا أُمَمٌ أَمْثَالُكُمْ مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ
“Yeryüzünde, kıpırdayan hiçbir hayvan ve iki kanadı ile uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz Kur'an'da hiçbir şeyi eksik bı¬rakmadık. Sonra Rablerinin huzu¬runda toplana¬caklardır.” Buyrulur. (K.Kerim, En’am 6/38)
Onlar da bizim gibi ümmettirler. Rabbime bağ¬lan¬dıklarından, başka yerlere bağlanmayı istemez¬ler.
Rabbimiz:
فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
“Sen, her türlü şirke meyletmekten arınmış olarak, yüzünü dine doğ¬rult. Allah'ın fıtratına (yaratmasına) ki, in¬sanları onun üzerine yarattı. Allah'ın yarattığını de¬ğiştirmek yok. İşte doğru din budur. Ancak insanla¬rın birçoğu bilmezler. (Rum süresi ayet 30/30) ayetinde, insanların fıtratlarında var olan dine yönel-melerini emreder.
Sorbon Üniversitesi’nin profesörleri ile, Notre Dame Kilisesi’nin papazlarının, insanı köleleştir¬mek için kurdukları tuzaklardan oğlunu kurtar¬mak için; “Bırakın oğlumu tabiat terbiye etsin” di¬yen düşü¬nür, Rabbine Papazdan biraz daha ya¬kın olur¬ken uzaklaşıyor.
Peygamber Efendimiz;
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ
قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كُلُّ مَوْلُودٍ يُولَدُ عَلَى الْفِطْرَةِ فَأَبَوَاهُ يُهَوِّدَانِهِ أَوْ يُنَصِّرَانِهِ أَوْ يُمَجِّسَانِهِ
“Her doğan çocuk İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra anne-babası onu ya Yahudi, ya Hıristiyan veya Mecusî yapar.” buyurur. (Buhari, Sahih, cenaiz 80-92, Müslim, Sahih, Kader 25, Tirmizi, Sünen, Kader 5) buyurur.
“Anne ve babası Müslüman ya-par” demi¬yor. Çünkü çocuk Müslüman’dır. Hür fikirlidir. Yem için hiçbir zaman gem kabul etmez.






