Mahmut TOPTAŞ
“Hocam, Allah bu kafirleri yerle bir etse ya.
Niçin hep Müslümanlar ölür?”
Soru, yalnız bu günlerin sorusu değildir.
Biz, İslâm’dan uzaklaşmaya başladığımız, dinimize kastedenleri dost görüp, dindaşlarımızı düşman görmeye başladığımız günden beri ölen biz oluyoruz ve bu soruyu sorarak sorumluluğu Allah’ın üstüne atmaya çalışıyoruz.
Allah’ın iki çeşit kanunu vardır.
Birincisi, Kur’an’ı Keriminde bildirdiği kanunları.
İkincisi, tabiattaki kanunları.
Fiziki hayatımızı düzene koymak için tabiat kanunlarını keşfetmek ve ona göre yaşamak gerekir.
Sosyal hayatımızı düzene koymak için de Kur’an kanunlarını tefsir edip ona göre yaşamak gerekir.
Bütün insanlık bir olsa tabiatta olmayan bir kanunu tabiata ilave etmeye kalksa başaramazlarsa, veya tabiattaki bir kanunun benzerini yapamazlarsa Kur’an’daki kanunun bir benzerini de yapamazlar.
Batı, tabiat kanunlarını keşfetmekte bizim önümüze geçti ve bu kanunların olumlu tarafını değil olumsuz tarafını uygulamaya koydu. Aynı madde insanı hem öldürebilir, hem diriltebilirken batı bütün yatırımını öldüren silahlar üzerine yaptı.
Biz, ise iki kanunu da ihmal etik ve Kur’anı okumayı da, düşmanı durdurmayı da Allah’a havale ettik.
Burada da samimi değiliz.
Çocuğumuzu birilerinin dövmekte olduğu haberini aldığımızda o döveni Allaha havale etmiyoruz ve hemen koşuyoruz.
Çarşıdaki dükkanın işletmesini Allaha havale etmiyoruz.
Tarlada ve fabrikada işlerimizi kendimiz yapıyoruz Allaha havale etmek aklımızın ucundan geçmiyor.
Osmanlının yıkılışını gören Mehmet Akif Ersoy merhum da aynı durumda şikayet ederken:
"Silâhı kullanan Allah, hudûdu bekleyen O;
Levâzımın bitivermiş, değil mi? Ekleyen O!
Çekip kumandası altında ordu ordu melek;
Senin hesâbına küffârı hâk-sâr edecek!
Başın sıkıldı mı, kâfî senin o nazlı sesin:
«Yetiş!» de, kendisi gelsin, ya Hızr’ı göndersin!
Demek ki: Her şeyin Allah... Yanaşman, ırgadın O;
Alış seninse de, mes’ûl olan verişten O;
Denizde cenk olacakmış... Gemin O, kaptanın O;
Ya ordu lâzım imiş... Askerin, kumandanın O
Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu!
Biraz da saygı gerektir... Ne saygısızlık bu?
Hudâ’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ;
Utanmadan da tevekkül diyor bu cür’ete... Ha?" diyor.
Rabbimiz ise bizi uyarıyor:
أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تُتْرَكُوا وَلَمَّا يَعْلَمِ اللَّهُ الَّذِينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلَا رَسُولِهِ وَلَا الْمُؤْمِنِينَ وَلِيجَةً وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
“Yoksa sizin içinizden cihat edenleri, Al¬lah’tan, Rasülü'nden ve mü'minlerden başkasını dost edinmeyenleri, Allah ayırt etme¬den bırakılıve¬receğinizi mi sandınız? Allah yaptıklarınızdan ha¬berdardır.” (Tevbe süresi ayet 16)
Kuzey Irak’ta Müslüman Kürtleri kandırmak için mescid yapan Amerika, Bağdat’ta Felluce’de mescidleri, içindeki Müslümanların başına yıkıyor.
İsa aleyhisselamı Allahın oğlu olarak kabul ederek müşrikliğe soyunanlar veya bir başka putperestler bizi kandırmak için mescid değil kabeyi tamir etseler hiçbir şey ifade etmez.
Rabbimiz, bizim kanmamamız için buyurur:
مَا كَانَ لِلْمُشْرِكِينَ أَنْ يَعْمُرُوا مَسَاجِدَ اللَّهِ شَاهِدِينَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ بِالْكُفْرِ أُولَئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ وَفِي النَّارِ هُمْ خَالِدُونَ
Müşriklere kendi küfürlerini görüp dururken Allah'ın mescit¬lerini onarma¬ları yaraşmaz. Onların amelleri boşa çıkmıştır. Ve onlar ebediyyen ateşte¬dirler.
إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللَّهِ مَنْ آَمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآَخِرِ وَأَقَامَ الصَّلَاةَ وَآَتَى الزَّكَاةَ وَلَمْ يَخْشَ إِلَّا اللَّهَ فَعَسَى أُولَئِكَ أَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَدِينَ
Allah'ın mescitlerini, ancak Allah'a ve âhiret gününe iman eden, na¬mazı kı¬lan, Zekâtı veren ve Allah’tan başka kimseden korkma¬yanlar onarır. İşte hidayete ermişlerden olması ümit edi¬lenler bunlar¬dır.” (Tevbe süresi ayet 17-18)
Harap ettikleri şehrin harabelerinden sağ çıkanları sömürü işlerinde çalıştırmak için kızıl haç aracılığıyla tedavi eden, yemek veren, cami yapıverenlere inanmamamız için Rabbimiz bizi uyarır:
أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ آَمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآَخِرِ وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ لَا يَسْتَوُونَ عِنْدَ اللَّهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
“(Ey Müşrikler!) Siz, hacıları sulamayı Mescid-i Haram'ı ta'mir etmeyi, Allaha ve âhirete iman eden ve Allah yo¬lunda cihat eden gibi mi kabul ediyorsunuz? Allah katında bunlar eşit değildir. Al¬lah za¬limler toplulu¬ğunu hidayete er-dirmez.” (Tevbe süresi ayet 19)
Petrol, mal mülk, saltanat, uğruna harb edenlerle, insanlığın iki cihan saadeti için cihad edenler eşit olmazlar.
“Biz, biz olursak “biz” geçmez bize” demiş atalarımız.






