Adı
gibi dupduru, sakin bir ömür geçirdi Talat Duru...
Okuyarak,
öğrenerek ve üreterek geçirdiği 86 yıllık ömrünün büyük bir kısmını mensubu
olduğu Yunus Emre Tekkesi' ni araştırmakla geçirdi. O'nun "Yunus
aşkı" son nefesine kadar bu toprakları hep aydınlattı. Karaman ve tarihine
sağladığı katkıya daima minnettar kalacağız.
Merhum
Talat Duru'yu yine kendi kaleminden bize bıraktığı kıymetli arşivinden bir
Yunus yazısıyla yâd etmek istedik.
Anısına
özlemle...
Ruhu
şad olsun.
KARAMANLI YUNUS
EMRE
Talat DURU (13
Mayıs 2015 Karaman’da Uyanış Gazetesi)
Büyük şair, düşünür, bütün
devirlere aydınlık saçan Yunus Emre, Karaman’da doğmuş burada ilim irfan tahsil
etmiş bir ulu kişidir. Yunus Emre muhtasarlığının şairliğinin yanında meslek ve
sanat hayatını da ihmal etmeyerek, o günün fabrikası sayılan kiriş ve
tabakhaneler kurmuş, daha hayatta iken emlakını Tescil i şer i ve teslim
ile mütevelliye vakfetmiştir.(İslam hukukuna uygun olara) Böylelikle mensubu
bulunduğu halveti tekkesine mal varlığını devretmiştir. Bundan hasıl olacak
vergileri gelirlerin bir kısmını da ayendeye ve revendeye itamı tam oluna
diyerek gelene ve gidene yemek verilmesini şart koşmuştur. Böylelikle Yunus
tekkesinde 1915 yılına kadar faaliyet gösteren imaretide kendi sağlığında
kurmuş olmaktadır. İmaretin son günlerine şahit olan İbrahim Topak ve Helvacı
Kadir Güneş gibi Kirişçi mahallesinin ileri gelen kimselerinden edindiğimiz
bilgilere göre, burada üç öğün kazan kaynamakta sofraya Ermeni ve Rumlarda diz
çöküp oturmakta yemekten sonra yapılan duaya hep birlikte amin demekte imişler.
Yunus Emre’nin yapmış olduğu
bu bağışlar, Ankara kadim kayıtlar arşivi yeni 584 eski 259 no da kayıtlı, 992
hicri 1584 miladi tarihli Konya livasının vakıflarını tespit eden ilyazıcı
defterinin 39 B yaprağında şunlar kayıtlıdır.
Vakfiye Yunus Emre İbn i
İsmail el meşhur bi Kirişçi baba der nefsi Larende. Bu günkü dilden anlamı
şöyle: Larende’nin içinde İsmail oğlu Kirişçi baba dernekle meşhur Yunus
Emre’nin vakfı. Kayıtta vakıfların doğrudan doğruya Yunus Emre tarafından
yapıldığı belirtilmektedir. Aynı defterde zaviyenin gelir vakıfları 6 parça
olmak üzere şöyle sıralanır.
1. Senelik geliri 1300 akça
olan zaviye yanında beş kıta yer.
2. Senelik geliri 1700 akça
olan zaviye yanında beş kıta yer. Foni vadisin Kirişçi değirmeni.
3. Değirmenin yanında senelik
geliri 80 akça olan bağ.
4. Senelik geliri 60 akça olan
Larende de bir bab Kirişhane.
5. Geliri tespit edilemeyen ev
yeri.
6. Senelik geliri 40 akça olan
yeni debbağ hane.
Bu altı parça yer tekkeye, Yunus Emre’nin bizzat
kendisi tarafından vakfedildiğine göre, ölümünden sonrada katılanlarla
beraber epeyce kalabalık bir vakfiye teşkil etmekte, bununda büyük bir gelir
getirdiği belli olmaktadır. Tekkenin kendi mescidinden başka debbağ ve
kirişhanelerinde müşterek bir meclisleri vardır. İleriki yıllarda bu iki
imalathane birleşerek büyük debbağ han ismini almıştır. Büyük debbağ hanın
aşıklar kahvesi isimli bir de büyük kahvehanesi vardır. Dışarıdan gelen ve
Karaman’daki aşıklar burada ortaya muamma atar, atışırlar, Ahiler de saz çalıp
oynarlardı. (Kaynak tabak Molla, Nalbant Nebi Serin, Durmuş Ali Gülcan) Meraklı
bir kalabalık aşıkları ve ahileri izlerdi.
Yunus Emre
tekkesinin vakfı olan kirişhane de semer ve at eğerlerinin imalatında dikiş ipi
olarak kullanılan sırım ve orduda sekban takımına ok yaylarını germek için
bağırsaktan kiriş yapılmaktadır. O zamanlar müzik aletlerinin tümünde tel
yerine de kullanılmaktadır. Tabakhanede sahtiyan kösele meşin imal edilmekte ve
yurdun büyük bir kısmında pazarlanmaktadır.
Zamanla
orduda sekban takımı lağvedilince kirişhane tabakhane ile birleştirilerek büyük
debbağ han ismini almıştır. Büyük debbağ han 1935 yılına kadar faaliyet
gösterdikten sonra zamanın belediyesi bu fabrika niteliğindeki imalathaneyi
şehir dışına taşımıştır. Yunus Emre’nin vakfı olan debbağ hane ve
kirişhanelerin yerinde bugün apartmanlar yer almaktadır.
Yunus
Emre, İmaretiyle, tekkesiyle, şiirlerindeki kullandığı şivesi ile türül türül
Karaman kokmaktadır. Yunus Emre’nin Karaman’lı ve Karaman’da medfun olduğuna
dair elimizde onlarca belge bulunmaktadır. Hele dört belge varki: Bu konuda
hiçbir kayıt olmasa da elimizdekiler yeter artar bile. O belgeleri de yazının
eşliğinde takdim ediyoruz. Hal böyle iken, başta bilim adamları olmak üzere
türlü türlü desiselerle gerçeği saptırmaya çalışıyorlar. Vazifeleri
bilinmeyenleri gün ışığına çıkarmak olan bu kişiler görünenleri de saptırarak
iyice meçhule gömmek istiyorlar. Ak çarşafa kara yazı yazıyorlar. En çok
başvurdukları savunmaları Yunus Emre nerede olursa olsun nerede yatarsa yatsın
kalbimizde yaşamaktadır, deyip geçiştiriyorlar. Bu şöhretleri büyük kişiler
Karaman’a geldiklerinde dinleyiciler bir açıklama beklerken onlar ilkokul
talebelerinin okuduğu şiirlerden birkaç tanesini okuyup iniyorlar.
Onlar öylede ya Karamanlı
olarak bizler: Bizde elimizden geldiği kadar onlardan geri kalmadık. Cem sultan
bedestanı gibi, Emir Musa medresesi gibi daha birçok ana ata yadigarı eserleri
elimizle yıktık yok ettik. 1959 yılında Karamanlı duyarsızlığını bir kez daha gösterdi.
Bu defa yol geçme bahanesiyle Yunus tekkesini gül bahçesiyle, mutfağı ve bütün
müştemilatı ile birlikte yıktılar. Koca koca kamyonlar gelip yıkıntıları
götürüp gitti. Hepsi bu kadar. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir duyarsızlığa
böyle bir cehalete rastlanmamıştır.
Bugün bu yapılar ayakta
kalsaydı, Yunus Emre tekkesindeki mutfak ve misafirhanelerdeki eşyalar
korunabilmiş olsaydı, şamdanlar, rahleler koca koca yemek kazanları
kepçeler daha birçok hatıra eşya burada sergilenmiş olsaydı, sayılı günlerdeki
konferans ve sempozyum gibi toplantılar burada yapılmış olsaydı. Ne gezer bugün
geriye kalan camide bile duvarında asılı bir kağıt parçası bile yok.
Ben Karaman ve taşradaki Akademisyen yazar gibi daha başka
aydın kişilere sesleniyorum. Gelin bu ataleti üstümüzden atalım.









